Nörobilim, şamanik trans sırasında beynin çalışma biçiminde gerçekten dikkat çekici değişiklikler olduğunu gösteriyor. Ancak burada anlatılan şey, beynin bir bölümünün basitçe “kapanması” değil; farklı beyin ağları arasındaki iletişimin ve bilgi akışının değişmesi.
Özellikle Varsayılan Mod Ağı (DMN, Default Mode Network) ile kontrol ve belirginlik süreçlerinde rol oynayan bölgeler arasındaki ilişkinin değişmesi, şamanik trans araştırmalarının en ilginç bulgularından biri.
2016 yılında Hove ve arkadaşlarının yaptığı fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) çalışmasında, şamanik uygulamada deneyimli 15 kişi ritmik davul eşliğinde incelendi. Trans durumunda üç bölge özellikle öne çıktı:
Posterior Singulat Korteks (PCC, Posterior Cingulate Cortex)
Dorsal Anterior Singulat Korteks (dACC, dorsal Anterior Cingulate Cortex)
Sol insula/operculum
PCC, Varsayılan Mod Ağı'nın önemli bir düğümüdür ve içe dönük zihinsel süreçlerle ilişkilidir. dACC ve insula ise dikkat, kontrol ve belirginlik gibi süreçlerde rol alan ağların parçalarıdır.
Çalışmanın en dikkat çekici bulgularından biri, trans sırasında PCC'nin dACC ve insula ile bağlantısının artmasıydı. Yani kişi içsel deneyimine yönelirken, bu içsel akışı sürdüren kontrol mekanizmalarının da daha etkin biçimde devreye girdiği görülüyordu.
DMN ve benlik algısı
Varsayılan Mod Ağı (DMN), kişi belirli bir dış göreve yoğun biçimde yönelmediğinde etkinleşen ve benlik, kişisel anılar, geçmiş ve gelecek üzerine düşünme gibi içsel zihinsel süreçlerle ilişkili bir ağdır.
Bu nedenle DMN'deki değişiklikler, değişmiş bilinç durumlarında “benlik duygusunun” nasıl değiştiğini anlamaya çalışırken özellikle önemlidir.
Şamanik trans sırasında DMN'nin önemli düğümlerinden biri olan PCC'nin etkinliğinde ve diğer bölgelerle bağlantısında değişiklikler görülmesi, trans deneyimindeki yoğun içsel yönelimin nörolojik karşılıklarından biri olarak değerlendirilebilir.
Burada “ego ölümü” ifadesini nörobilimsel bir gerçeklik olarak kullanmak yerine, benlik sınırlarının ve olağan öz-farkındalık biçiminin değişmesi demek daha doğru olur.
Çünkü araştırmalar beynin “egoyu kapattığını” göstermiyor. Gösterilen şey, benlik deneyimiyle ilişkili ağların çalışma biçiminin değişebildiği.
İçsel vizyon ve hiper-odaklanma
Hove ve arkadaşlarının çalışmasında PCC ile dACC ve insula arasındaki bağlantının güçlenmesi özellikle ilginçtir.
PCC, içsel olarak yönelmiş düşünce süreçleriyle ilişkilidir. dACC ve insula ise dikkatin ve davranışsal olarak önemli bilgilerin işlenmesinde rol oynar.
Bu nedenle araştırmacılar, şamanik trans sırasında içsel zihinsel akış ile onu sürdüren kontrol süreçlerinin birlikte çalışabileceğini öne sürmüşlerdir.
Başka bir deyişle kişi dış dünyadan giderek koparken zihni mutlaka “boşalmaz”. Tam tersine, bilinç içsel deneyime çok yoğun biçimde yönelebilir.
2025 tarihli bir nörobilim derlemesi de Hove çalışmasının sonuçlarını benzer biçimde yorumluyor: PCC'nin içe dönük zihinsel süreçleri desteklediği, dACC ve insulanın ise görevle ilgili ve kontrol edici süreçlere katkıda bulunduğu; bu bölgelerin trans sırasında birlikte daha güçlü işlevsel bağlantı gösterdiği bildiriliyor.
Dış dünyanın geri plana çekilmesi
Şamanik transın önemli özelliklerinden biri, dış çevreye yönelik farkındalığın daralmasıdır.
Hove ve arkadaşlarının çalışmasında, transa giren katılımcılarda beyin sapı ile işitsel korteks arasındaki işlevsel bağlantının azaldığı görüldü. Bu bulgu, araştırmacılar tarafından algısal ayrışma (perceptual decoupling) olarak yorumlandı.
Burada ilginç olan nokta şu:
Davul sesi transı başlatmaya yardımcı olan temel ritmik uyaranlardan biri olmasına rağmen, trans derinleştiğinde beynin bu dışsal işitsel girdiye verdiği bağlantısallık azalabiliyor.
Yani davul dış dünyaya daha fazla bağlanmak için değil, paradoksal biçimde dış dünyadan ayrışmayı kolaylaştıran bir araç olarak işlev görebiliyor.
2025 tarihli bir derleme de bu bulguyu özellikle vurguluyor ve ritmik davulun beynin işitsel sistemini basitçe “sürüklediği” şeklindeki eski açıklamanın mevcut verilerle yeterince desteklenmediğini belirtiyor.
Sinestezi ve duyuların değişmesi
Şamanik trans anlatılarında seslerin renk olarak görülmesi, görüntülerin bedensel bir his yaratması veya farklı duyuların birbirine karışması gibi deneyimler tarif edilebiliyor.
Bunlar sinesteziye benzeyen deneyimler olarak düşünülebilir; ancak mevcut şamanik trans araştırmaları, bütün bu deneyimlerin doğrudan sinestezi olduğunu göstermiyor.
Bu nedenle burada daha temkinli bir ifade kullanmak gerekiyor:
Trans sırasında duyusal işleme biçimi değişebilir ve kişinin içsel imgeleri, sesleri, anıları ve bedensel duyumları olağan uyanıklık durumundan farklı biçimde bütünleşebilir.
Flor-Henry ve arkadaşlarının 2017 tarihli EEG çalışmasında, deneyimli bir şamanik uygulayıcının trans durumunda farklı frekans bantlarında değişiklikler gözlenmiş; özellikle theta, beta ve gamma aktivitelerinde değişimler rapor edilmiştir. Araştırmacılar bu örüntüleri yoğun içsel imgeleme ve değişmiş benlik deneyimiyle ilişkilendirmiştir.
Theta ve Gamma dalgaları
Theta dalgaları yaklaşık 4–7 Hz aralığındaki beyin salınımlarıdır.
Flor-Henry ve arkadaşlarının çalışmasında trans sırasında theta kaynaklarında artış bildirilmiştir. Çalışmanın tartışmasında bu theta aktivitesinin yoğun görsel imgeleme ve benlik sınırlarının çözülmesiyle ilişkili öznel deneyimlerle bağlantılı olabileceği ele alınmıştır.
Gamma aktivitesi ise daha yüksek frekanslı beyin salınımlarını ifade eder. Söz konusu çalışmada yaklaşık 38–42 Hz aralığında gamma kaynaklarında artış gözlenmiştir.
Gamma aktivitesi, farklı bilgi parçalarının bütünleştirilmesi ve bilinçli bilgi işleme süreçleriyle ilişkilendirilmiştir. Ancak “gamma dalgası vizyonu keskinleştirir” veya “şamanın içsel görüntülerini cerrah titizliğiyle işlemesini sağlar” gibi ifadeler araştırmanın doğrudan sonucu değildir. Bunlar bilimsel bulguların üzerine yapılan yorumlardır.
Beyin ve ağrı algısı
Şamanik trans anlatılarında acıya karşı olağanüstü dayanıklılık sıkça karşımıza çıkar.
Burada da nörobilim açısından ilginç bulgular var.
Flor-Henry ve arkadaşlarının çalışması, trans sırasında endojen opioid sisteminin ve ağrı algısındaki değişimlerin rol oynayabileceğini tartışmaktadır. Endojen opioidler, bedenin kendi ürettiği ve ağrı algısının düzenlenmesinde rol alan maddelerdir.
Ancak bunu “şamanın beyninin acı sinyalini tamamen kapatması” şeklinde ifade etmek doğru olmaz.
Daha doğru ifade şudur:
Trans durumunda ağrının algılanması, yorumlanması ve kişisel anlamlandırılması değişebilir.
Bu, ağrı sinyalinin bedenden hiç gelmediği anlamına gelmez.
Beyin ağrı deneyiminin yalnızca pasif bir alıcısı değildir. Ağrının ne kadar önemli, tehdit edici veya dikkat çekici olarak deneyimleneceğini belirleyen çok sayıda üst düzey süreç vardır.
İnsula: bedenin içinden gelen sinyaller
İnsular korteks (insula), bedenin iç durumundan gelen bilgilerin işlenmesinde önemli bir bölgedir. Kalp atışı, nefes, sıcaklık, ağrı ve diğer bedensel sinyallerin bilinçli deneyime dönüşmesinde rol oynar.
Şamanik trans araştırmalarında insulanın özellikle dikkat çekici olması bu yüzden önemlidir.
Hove çalışmasında sol insula, PCC ve dACC ile birlikte trans sırasında güçlü bir bağlantısallık göstermiştir.
Bu bulgu, trans sırasında yalnızca “zihinsel” bir değişim olmadığını, içsel zihinsel süreçlerle bedensel farkındalığın da yeniden örgütlenebildiğini düşündürmektedir.
Beden sınırlarının değişmesi
Trans deneyimlerinde “bedenden ayrılma”, uçma, genişleme, beden sınırlarının kaybolması veya çevreyle birleşme hissi rapor edilebilir.
Bunlar öznel deneyimlerdir.
Nörobilim açısından bunları açıklamak için özellikle bedenin iç durumunu ve benlik deneyimini işleyen ağlardaki değişikliklere bakılmaktadır.
Fakat “insula kapanır ve kişi bedenini hissetmez” şeklinde basit bir mekanizma göstermek mümkün değildir.
Aksine, mevcut araştırmalar insulanın trans sırasında tamamen devre dışı kalmasından çok, işlevsel bağlantılarının ve bilgi işleme biçiminin değiştiğine işaret etmektedir.
Beynin dikkat sistemi ve içsel dünya
Burada belki de en ilginç nokta ortaya çıkıyor.
Şamanik trans, basitçe “dış dünyayı kapatmak” değildir.
Beyin aynı anda:
içsel deneyimi sürdürmek,
dikkati bu deneyime yöneltmek,
bedensel ve duyusal bilgiyi yeniden değerlendirmek
ve dış çevreden gelen bazı uyaranların önemini azaltmak**
zorunda kalır.
Bu nedenle PCC, dACC ve insula arasındaki bağlantı önemlidir.
PCC içsel zihinsel akışın önemli düğümlerinden biridir.
dACC, bilişsel kontrol ve davranış açısından önemli bilgilerin işlenmesinde rol oynar.
İnsula ise beden ve çevreden gelen bilgilerin öneminin değerlendirilmesinde görev alır.
Trans sırasında bu bölgelerin birlikte daha güçlü biçimde çalışması, beynin içsel deneyimi sürdürürken dikkat ve kontrol süreçlerini de devrede tuttuğunu düşündürmektedir.
Şamanik trans bir hastalık değildir
Burada bilimsel araştırmalar açısından önemli bir başka ayrım var.
Şamanik trans, araştırmalarda kendiliğinden ortaya çıkan patolojik bir durum olarak ele alınmıyor. 2024 tarihli kapsamlı bir tarama, incelenen şamanik transların nörofizyolojik ve fenomenolojik açıdan olağan uyanıklık durumundan farklı olduğunu, ancak genel olarak patolojik olmayan bilinç durumları olarak değerlendirildiğini bildiriyor.
Aynı derleme, araştırma alanının hâlâ sınırlı olduğunu ve farklı şamanik/trans pratiklerinin birbirinden oldukça farklı olabileceğini de vurguluyor. Şamanik trans için bütün durumlarda geçerli tek bir “beyin imzası” bulunmuş değil.
Bu önemli.
Çünkü “şaman beyni” diye tek tip bir nörolojik yapıdan söz etmek mümkün değil.
Araştırılan kişiler farklı geleneklerden geliyor, farklı ritüeller kullanıyor ve trans deneyimleri de aynı değil.
Sonuç
Bugün elimizdeki nörobilimsel veriler bize şunu söylüyor:
Şamanik trans sırasında beynin çalışma biçimi gerçekten değişiyor.
İçsel düşünce ve imgeleme ile ilişkili Varsayılan Mod Ağı'nın (DMN)** önemli bir düğümü olan Posterior Singulat Korteks (PCC) ile bilişsel kontrol ve belirginlik süreçlerinde rol oynayan Dorsal Anterior Singulat Korteks (dACC) ve insula arasında bağlantısallık artabiliyor.
Aynı zamanda dış çevreden gelen bazı duyusal akışların işlenme biçimi değişiyor.
EEG araştırmaları ise trans sırasında theta, beta ve gamma gibi farklı frekans bantlarında değişiklikler bulunduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla şamanik transı yalnızca “hayal görmek” ya da “kendinden geçmek” diye açıklamak yetersiz kalıyor.
Beyin gerçekten farklı bir çalışma kipine geçiyor.
Fakat bilimin şu aşamada söylediği şey “şamanlar beynin bütün sırlarını keşfetmişti” değil.
Daha ilginç olanı şu:
İnsan beyninin, eğitim, ritim, dikkat, beklenti, beden ve kültürel bağlamın etkisiyle olağan bilinç durumundan oldukça farklı bir örgütlenme biçimine geçebilme kapasitesi olduğu giderek daha iyi anlaşılıyor.
Belki de asıl şaşırtıcı olan, şamanik transın kendisinden çok, insan beyninin böyle bir deneyimi oluşturabilecek kadar esnek olmasıdır.
Kaynaklar
Hove, M. J. et al. (2016). Brain Network Reconfiguration and Perceptual Decoupling During an Absorptive State of Consciousness. Cerebral Cortex.
Flor-Henry, P., Shapiro, Y., Sombrun, C. & Walla, P. (2017). Brain changes during a shamanic trance: Altered modes of consciousness, hemispheric laterality, and systemic psychobiology. Cogent Psychology, 4, 1313522.
Lemercier et al. (2024). Scoping review on shamanistic trances practices. BMC Complementary Medicine and Therapies.
Aparicio-Terrés et al. (2025). The neurobiology of altered states of consciousness induced by drumming and other rhythmic sound patterns. Annals of the New York Academy of Sciences.
The rhythms of trance: Cultural phenomenology and neural mechanisms of music-induced non-ordinary states of consciousness* (2026). Neuroscience & Biobehavioral Reviews.
(Derleme, alıntı)