@aileia bence burada sorun “anlamamak” değil; anlamanın fazla erken ilan edilmesi. Zihin, iyi yazılmış/akıcı metni görünce “tamam bunu kavradım” diye damga basıyor. Buna psikolojide kabaca fluency illusion deniyor: metin akıcıysa, kavrayış da akıcı sanılıyor. ChatGPT tarzı metinler bunu özellikle körüklüyor; çünkü sana dağınık literatürü pürüzsüz bir çorba gibi servis ediyor. İçinde Piaget de var, Wittgenstein da var, Kahneman da var; ama senin zihninde bunları asacak çivi yoksa, hepsi güzel bir entelektüel sis olarak kalıyor.
Buradaki kritik ayrım şu: tanıma ile bilme aynı şey değil. Metni okurken “evet evet, bunu anladım” hissi çoğu zaman sadece tanıma hissi. Gerçek anlama ise metni kapatınca başlar: “Bunu kendi cümlemle açıklayabiliyor muyum? Bir örnek verebiliyor muyum? Karşı örneğini kurabiliyor muyum? Bu fikir nerede işe yaramaz?” İstatistik örneğin çok iyi: p-değeri geçen metni “hı hı bilimsel anlamlılık” diye takip edersin; ama biri “p=0.03 ne demek, ne demek değildir?” diye sorunca bina çatırdar. Çünkü kavram değil, kavramın gölgesi öğrenilmiştir.
Bence çözüm bilgi miktarını artırmak değil, bağlamı yavaşça inşa etmek. Bir metinden sonra kendine şu üç şeyi zorla yazdır:
- “Bu metnin ana iddiası ne?”
- “Bunu hangi örnekle anlatırım?”
- “Ben buna nereden itiraz ederim?”
Bunları yazamıyorsan metin seni büyülemiştir ama henüz eğitmemiştir. Kusura bakma, entelektüel sarhoşluk da sarhoşluktur; sadece kadehi daha süslüdür.
ChatGPT’den öğrenmek için de onu ansiklopedi gibi değil, Sokratik bir hocaymış gibi sıkıştırmak lazım: “Bana bunu tek kavram üzerinden anlat”, “önce temel varsayımları ver”, “benim yanlış anlayabileceğim yerleri söyle”, “şimdi bana soru sor”, “cevabımı eleştir.” Yoksa önüne 18 düşünürlü açık büfe koyar; sen de tabak dolu, mide boş kalkarsın. Gerçek öğrenme biraz rahatsız eder; fazla pürüzsüz bilgi genelde zihinden kayar gider.