Kızlara doğru yolu göster

“Kızlara doğru yolu göster”dikleri için artık bu şahane espriyi erkekler için kullanamayacağız. Dakka bir gol bir… Espri elden kaçtı! Fakat eminim yaratıcı reklam yazarları bunun simetrisini de bulmakta gecikmezler. Sadece beklemekle kalmıyorum keşke ben bulsam da diyorum! 😛

Güzel buluş, nerdeyse bi yıldır, “açken sen sen değilsin”den sonra en iyi espri.

Karşı espriyi buldum ama öyle kolayca söylemeeeemmm

Halim Ve de Selim espri yoksa “Kızlara doğru yolu göster” mi? Reklam filan demek ki… Face e düşmemişse görmedim duymadım bilmiyorum o espiriyi. Karşı espriyi söylemeyin tabii. Hele önce ben bi espriyi anlayayım. ( Not: Pazarlık yapılabilir mi karşı espriyi öğrenmek için? )

Sibel Atasoy ya işte “axa” parfüm reklamı…(Pazarlığa açığız)

Sizce neyin “Tammmm Zamanı”?

Önemli bi haber filan var mı diye TV’yi açtım, kahvaltı hazırlıyorum bir yandan. Sesler kulağıma geliyor:

“14 günlük program… Şimdi… vs vs…Vermenin TAMMM Zamanı!”

“Değerli… hayatınız için… Yatırımın TAMMM Zamanı!”

“İstanbulun en yüksek yerinde… Yaşam için vs…. Almanın TAMMM Zamanı!”

Birden uyanır giibi oldum!

Bi şeyin TAMMM zamanı olduğu kesindi!

Ama Neyin?

Enerji geliyorum demez!

Hepiniz bu reklamı biliyorsunuzdur tabi.

Enerji geliyorum demez!

Ayarsız Enerji!

Bu öyle bir güç ki duvar yıkıyor.

Ve Metro… Metro nedir? Yer altı ulaşımı.

O zaman biz bu reklam haberini şöyle okuyabiliriz belki:

Yer altından, ayarsız bir enerji geliyor, üstelik beklenmedik bir anda!
Açığa çıkacak bu enerji, bunun farkında bile olmayan çelimsiz kadınların sol elinden görünür hale gelecek.

Hayrolsun.

Not: Reklamdan al haberi kategorisinde, uyduruyoruz sadece. (hatırlatayım dedim)

Öyle ya da böyle……… Matrixin kahini

Burcu, ben feci dağıldım yani!”

İnsan gerçekten de ne oldum değil ne olacağım demeliymiş.  Eski yıllarda reklamların tek karesi bile sinirimi oynatırdı! Beyin yıkama ve para harcatmaya dolayısı ile kölevari çalışmaya mecbur ediyorlar diye sevmezdim. Üstelik yüksek ses, tekrar eden cıngıllar beni neredeyse bayılacak kadar fena ederdi.

Onaltı yıl önce TV seyretmeyi, gazeteyi dergiyi terk ettim. Son bikaç yıldır bazı Amerikan dizileri izliyorum ama hala gündelik yayınlarla ilişkim yok. Fakat bu arada çok sevdiğim bir arkadaşım sayesinde reklamlara başka türlü bakmaya başladım. Bunlar sanki başka bir frekansta başka bi yayın yapıyorlardı! Bilimkurgu gibi olacak ama gerçekten öyle. Hatta bikaç yıl önce bi Vichy reklamı izlerken birden başka şeyler dinlemeye ve görmeye başladığımı hissetmiş ve çok şaşırmıştım. İste versin google’dan aradım, hemen adresi verdi:

http://agnia.blogcu.com/buyuculuk/533671

Neyse ben aslında son bi kaç gündür başıma gelen şeyi anlatacaktım. Üç gecedir yatağa yatıyorum, az sonra anlatacağım bir reklamdan kesit geliyor aklıma, sesi kulaklarımda çınlıyor ve beni katılırcasına güldürüyor, öyle ki dakikalarca tekrar tekrar gülüyorum. Kendimi durduramıyorum. Tabi bu arada gecenin bi saatinde çınlayan kahkahalarım komşuyu rahatsız ediyor mudur diye de endişeleniyorum.

Bu durum ilgimi çekti ve ben de bu tür tepkiler uyandıran reklamları bana göründüğü şekliyle paylaşmaya karar verdim.

Böylece başlattığımız “Reklamdan al haberi” kategorimizin ilk reklamını irdelemeye başlıyorum:

Reklam, bir reklam filmi çekilen set görüntüsü ile başlıyor. Reklam cıngılını bağırarak söyleyecek genç delikanlı, başla komutunu aldıktan sonra kendine verilen repliği değil kendi isteğini söyleyiveriyor. Şaşıran yönetmen çekimi kesiyor, “ne söylüyorsun sen? Tekste böyle bişey yok” diyor.

Delikanlı fütursuzca, kendi söylediği repliğin daha güzel olduğunda ısrar ediyor.

Tam o anda kırmızı bi pencereyle dış bir ses devreye giriyor ve delikanlının repliğinin daha güzel olduğunu kabul ediyor. Ve anında delikanlının istediği her neyse, onu aynen bağışlayıveriyor. Ve bağışlanan şey sadece delikanlıya değil o sesi “tanıyan” herkese şamil oluyor.

Buraya kadar pek bişey yok fakat işte o anda beni gülme krizine sokan sahne geliyor: Önünde gerçekleşen bu sahneden şaşkına dönmüş olan uzun saçlı yönetmen, son derece kırgın ve üzgün bir sesle yardımcısına şöyle diyor:

“Burcu, ben feci dağıldım yani!”

Bu cümlede hem otoritesinin elinden gitmiş olduğu kırıklık, dert yanma ve hem de bu acıyı yardımcısı olan kadına fatura etme isteği var!

Burcu’yu ise nerdeyse hiç görmüyor ve duymuyoruz. O faturaların yüklendiği bir hayalet. Bir kadın asistan!

“Burcu, ben feci dağıldım yani!” Bu cümle ve görüntü tekrar tekrar  bana geliyor ve ben katılırcasına gülüyorum.

Mesele bundan ibaret. Fakat bu kadar gülünce, reklama dönüp bi daha bakma isteği duydum ve işte gördüklerim:

Edebiyat ve görsel kurgularda “dış ses” genelde Tanrının sesi gibi yorumlanır.

Şimdi Tanrı ne istediğini ve ne vereceğini bir tekst(ne olduğunu söylemeye gerek yok) ile reklam şirketine (peygamber) önceden vermiş, gerekli anlaşma yapılmış.  Eski reklamlarda (eski dünya)artık burada tanrının işi kalmaz. O kendi işine bakar. Yetkiyi almış olan peygamber de ortada görünmez, onun buyruğunu gerçekleştirecek bi yönetmen (yönetici, kral vs) tayin etmiştir, O gereğini yapar. Hatta yaparken de kraldan çok kralcı olur genelde. Oyunun çekildiği sahnelerde tanrı yerine geçer artık, dediği dedik çaldığı düdüktür, ona nerdeyse tapınılır. Vekil tanrı diyebiliriz yönetmene.

Oysa bu reklamda ne oluyor?

Tanrı anlaşmaya sadık kalmıyor! Neden? Bilmiyorum J Ya oyuncu genç öyle sevimli ki, onun her dediğini emir telakki ediyor. Ya da oyuncu genç “oldurma” yetkisini bi şekilde kapmış, tanrıyla birlikte çalışmaya başlamış. Haydaaaa!…

Peki ama bu işin faturasını Burcu mu çeksin yani? Gerçi önceleri onun da yanına yaklaşılmazdı havasından, yönetmeni her daim nerde bulacaksın, o da tanrının vekilinin vekiliydi. Üstelik hep el altında olan gerçek vekildi. İşleri hep o yapar, cezayı da ulufeyi de o dağıtırdı, çok çok çalışırdı inanın. Gösterdiği bu insanüstü çabayı da bir gün tanrı vekili olabilme ümidiyle yapabilirdi, yoksa dayanılmaz yani J

Yani güldüğüm kadar yok muymuş sorarım sizlere?

Bu arada benim göremediğim sembolleri de siz söyleyin kuzum J

 sa. 26.02.2010-Beylerbeyi