Ama bu tam bir peri masalı

Şimdi “Ama bu tam bir peri masalı.” diyeceksiniz. Ah, öyle ama peri masalları ne harikadır! Bilirsiniz, bazen bu masalları okursunuz ya da bu konuda filmler var artık. Sinemadan çıktığınızda ya da kitabı bıraktığınızda, “Güzeldi ama yalnızca bir peri masalıydı” dersiniz.
Ama o süre içinde ne olduğunu size söyleyelim. İnsan duyularınızla dokunamama ya da tadamamanız, Dünya’da -fiziksel olarak- elle tutulur olmamaları, gerçek olmadıklarını göstermez. Tümüyle gerçektir. Ve bugün size iletmek istediğimiz tek nokta varsa, o da tümüyle gerçek olduğu konusudur. Düşünceler, imajlar, rüyalar, peri masalları –hepsinin de bir etkisi vardır.
Belki, gerçek olabilmesi için belli fiziksel özelliklerin olması gerektiğinden bahisle, gününüz bilmi ya da fiziği bunu gerçek olarak nitelemiyor. Ama gerçeğin, düşündüğü şey olmadığını bilim bile buluyor. Ve bunu bulmaya devam edecekler. Yeni bir fizik türünü gösteren inanılmaz ve şaşırtıcı keşifler yapacaklar. Ve biz de buna “Yeni Enerji Fiziği” diyeceğiz. Gerçek olması için madde halinde bulunmak gerekmiyor.
Ve siz soruyorsunuz: “Tobias’ın kulübesi ne kadar gerçek? O bir peri masalı mı?”. Ah, evet öyle. Ama gerçek tam içine inşa edildi. Her ne kadar sizin dünyanızdan değilse de, sizin dünyanızı etkiliyor.

Daha önce, laboratuar/laboratuarlarınızın bu dış katlarda olduğunu söylemiştim. Bu dış katlara, fiziksel olmayan katlara girersiniz. Ve bir çok çeşidi vardır. Değişik şekilleri vardır. Değişik enerji yanları vardır. Oraya rüya görürken girersiniz, tabii. Ayrıca hayalinizde girersiniz oraya. Bu arada, gözünüzde canlandırarak ve onaylamalarla oraya girmezsiniz. Onaylamayla yaratıcı katlara girmezsiniz. Onaylamalar yalnızca zihinsel disiplinlerdir. Ama onların…gözde canlandırma ve yaratıcılıkla hiç bir ilgisi yoktur. Gözde canlandırmalar aklın odaklanmasıdır. Ve bazı yararları olsa da çok çok kısıtlıdırlar.

Bu nedenle laboratuarlarınız, yaratıcı katlar olan bu dış katlardır. Fikirler burada kavramlaşır. Buralarda yaratıcı enerjilerle oynarsınız. Dünya katında bir ressam ya da yazar olmanızdan, onların tipik yaratıcılık enerjilerinden söz etmiyoruz. Farklı bir enerji türüdür o. Burada, dış katlardaki yaratıcı enerjilerden söz ediyoruz. Dış katlar, tam içinizde de olabilir. Fiziksel değillerdir. Çok alışkın olduğunuz realite tabanından onları ayıran tek şey, bu özellliğidir. Bu arada, dış katlar içeride olabilirler.

Böylece dış katlara girersiniz. Ve burada kavramlaştırırsınız. Sözü ve melodisi daha ortaya çıkmadan önce, burada o şarkıyı hayal edersiniz. Söz ve notalar üçüncü boyut bilicinin bir veçhesidir. Ama oraya gider ve enerjilerle oynarsınız. Frekanslarla oynarsınız. Değişik tür kutsal geometrik şekillerle oynarsınız. Kutsal geometrinin matematikle bir ilintisi yoktur. Biliniz ki enerjinin şekillenmesi ve akışıyla ilintilidir. Ve hepiniz oraya gidersiniz; gitmeyeniniz hiç yoktur.

Ve bu gerçektir. Belki de içinde bulunduğumuz gerçeklikten bile daha gerçek. Henüz nasıl duyumsayacağınızı bilmiyor ya da gerçekten anlamıyorsunuz. Aklın sınırları ötesidir.

Böylece oraya gider ve enerjilerle oynarlar. Ayrıca enerjiyi şekillendirip değiştirirler. Bir kaç enerjiye atlar ve etrafta gezinirler. Değişik türde enerjileri biraraya getirir ve nasıl uyum sağladıklarına bakarlar. İstediğiniz biçimde düşünebilirsiniz. Bir enerji dalgasına bindiğinizi ve onu sürdüğünüzü düşünün. İnsan haliniz olarak, bir kaçını yakalayıp onu araba gibi kullandığınızı düşünün. Evet, bu hayaldir ve bu sizin laboratuarınızdır.

Ve sonunda laboratuarınızdaki çeşitli kavram ve yaratımlardan sevdiğiniz, evcilleştirmek istediğiniz ve dünyaya getirmek istediğiniz birini seçersiniz. Ve sonra yaparsınız. Bırakırsınız aksınlar. Şimdi, her ne kadar müzik gibi fiziksel olmayan türde bir enerji de olsa, o enerjilerin yalnızca dünya boyutuna, sizin 3-B dediğiniz kata gelebilmeleri için bir bakıma kendilerini yeniden şekle sokmaları gerekir.

nirvanacafe

Girebilmesi için kendisini yeniden tanımlamalıdır. Dünya atmosferine geri dönmek üzere olan bir uzay gemisi gibi. Her şey değişir ve bu seviyeye uyumlanması için değişmek zorundadır. Ancak, çekirdek enerjiler hala oradadır. Böylece onları içeri getirirsiniz. Sevgili müzisyen dostlarımız bunu içeri getirirler.

Ve şimdi sözcükleri belirlemeye başlarlar. Önce sözler yazılmaz aslında. Müzik notaları da yazılmaz. Yapılan enerjinin biçimlendirilmesidir. Şimdi bunu anlamak güç gelebilir çünkü yaratımın bu bölümü akılla anlaşılamaz. Akıl bunu tanımlamaya çabalar. Akıl, müzik yazdığınızı ya da söz yazdığınızı düşünür ama öyle yapmazsınız.

Dışarı çıkar ve bir süre enerjilerle oynarsınız. Sonra onlar buraya getirilir. Onlar buraya getirildiklerinde, belki de gördüğünüz rüyadan uyanırken bir şarkı duyarsınız. “Nereden geliyor? Bir tür toplu bilince mi bağlanıyorum?” Hayır, laboratuarınıza bağlanıyorsunuz. Yolda giderken aklınıza bir fikir gelir. Bu fikir nereden gelmektedir? Söyleyeyim, sizin kendinizden. Laboratuarınızdan. Size gelen yolu bulmaktaydı.

Şimdi tanımlamaya başlarsınız ki bu beşer boyutunda duyumsanıp kullanılabilsin. Örneğin, laboratuarınızdan çıkan bu enerji oyununu, notalar olarak tanımlarsınız. Notalara baktığınızda, çok belirgin bir skala ya da frekans taşırlar. Ve siz bunları kaydetmeye başlarsınız. Sonra, tüm bunların ardındaki enerjilerin daha fazla ve apaçık anlaşılması için sözleri belirlemeye başlarsınız. Ve nota ve sözleri biraraya getirirsiniz.
Ve bir şarkınız olur. Yaratımınız olur. Bunu, gitarla çalıp sözleri şarkıyla söyleyerek maddeleştirirsiniz. Ve şimdi, diğerler insanlar onun ardındaki enerjiyi deneyimleyebilirler. Her şeyden çok kendi yaratımınızın içinde bulunmak gibi eşsiz bir fırsat yakalamış olursunuz…çok basit, çok basit. Bu nedenle, kimsenin çıkıp “İyi de bu bir peri masalı” ya da “Yalnızca hayalde var” demesini istemiyoruz. Laboratuar sizin.

2005 yılından bir konuşma

Bu anlatımlar size bir şey anımsattı mı sevgili Laniakea okurları?

Açıkçası bana Po köylerini hatırlattı, uzun uzuuunn yaaaaa… gülümsemesi yaptım.

Yine fark etmez :)

Tanrısallığın basitlik, yalınlık olduğunu fark ettiğinizde – o kadar yalın ki, şu an bildiğiniz insan zihniyle onun sırrına erişmek, derinliklerine varmak mümkün değildir; o yalnızca hissedilebilir, yalnızca deneyimlenebilir – öylesine yalın ki, karmaşa/zorluk oyununu oynamaktan vazgeçersiniz. O, öylesine parlak bir duruluktur ki, onu anlamaya çalışmaktan vazgeçer ve sadece yaşarsınız.
Bu gerçekten zamanların en iyisi ve gerçekten zamanların en kötüsü. Ve gerçekten, fark etmez. (Tobias-2009)

**

Bir Kadını Öldürmek (2004) kitabında defalarca geçiyordu fark etmez 🙂

Terasta yıldızların altında oturuyorduk. Yediğimiz yemeklerin artıkları hala masada duruyordu, ışık yakmamıştık. Öylece kendi sandalyelerimizde sessizce oturuyorduk.

Böyle ne kadar zaman geçtiğini ne o zaman ne de şimdi bilemiyorum.

Birden bir genişleme duygusu başladı, önce ikimiz ve aramızdaki masa, derken bütün bina, boğaz, İstanbul… Tam olarak tarif edemeyeceğim bu deneyim ilk kez bu kadar güçlü ve başka birinin yanında oluyordu.

Sanırım genişlemenin bir aşamasında “ne oluyoruz” endişesi duydum, ona baktım. Öylece ileriye doğru bakıyordu (her zamanki gibi). Dayanamayıp konuştum. Deneyimi dillendirdim ve bitti.

Ben o HALi heyecanla ona anlatırken, o sakince dinledi ve çoğunlukla yaptığı gibi “bak seeeennn” dedi. En sık kullandığı iki kelime budur, diğeri de “fark etmez”.

Hemen geriye dönüp bir durum değerlendirmesi yaptım ve geçen süre içinde “hiç düşünmemiş” olduğumu kabul etmek zorunda kaldım! Sanırım bu, ilk farkında olduğum boşluktu.

Ve ben bunu sevmiştim!

O geceden sonra, her istediğimde “dalabileceğim” yolu bana öğretmesini defalarca kendisine söyledim ve her seferinde şu cevabı aldım.

“Ben ne yaptığımı bilmiyorum”

yani bu benim için şu anlama geliyordu

“Bilmediğim şeyi sana öğretemem!”

Bu durumda bana tek bir yol kalıyordu (başka yolunu bilmediğimden) o olmak!

Kolaylıkla herhangi başka bir obje olabildiğimden (Allaha şükür) ben de fırsat buldukça (çünkü birkaç haftada bir görüşebiliyorduk) kıvırcık genç bayan olmaya başladım.

İlk zamanlar beni en yadırgatan ve itiraf edeyim biraz da sinirlendiren şu meşhur “fark etmez” oluyordu.

“Bir şey ister misin?”

“fark etmez”

“Çay mı kahve mi?”

“fark etmez”

“Oyun oynayalım mı?”

“fark etmez”

Karar vermesi için ısrar etmeniz de hiç fayda etmiyor. Seçimi mutlaka ama mutlaka size bırakıyor.

Bunun “karşı taraf” için bir haksızlık olduğunu ona izah etmek zorunda hissettim kendimi. “Şimdi bak aşkım, ben zaten kendi seçimimi yapıyorum, kahve içeceğim ama bir de senin için seçim yapmak zorunda bırakılıyorum, bu bana ekstra bir yükümlülük ve zahmet getiriyor. Çünkü önce sen olmaya, ve ne isteyebileceğini ayırt etmeye çabalıyorum. Neden beni bu zahmete sokuyorsun, seç birini bitsin gitsin!”

“Ama fark etmiyor” öylesine samimi ki…

-Bir Kadını Öldürmek-

**

Savaşçıların dokunuşu hassas ama çok hafiftir. İlk başta savaşçının eli ağır, sımsıkı kavrayan bir demir pençe gibidir. Ama giderek bir hayaletin bürümcükten eline dönüşür. Savaşçılar hiçbir belirti, hiçbir iz bırakmazlar. Onların meydan okuması böyle olur. cc

**

Üstatlık / Yüksek Lisans Dizisi-1

Ben o Ben’im, Egemen/Mutlak Alan’dan Adamus. Yeniden hoşgeldiniz, Şambra. Dünya’nın, yaratının, sizin, bu güzel enerjisine hoşgeldiniz.

Şimdi buraya girerken kokuyu aldım… içerdeki enerji, sanki daha yeni yağmur yağmış gibiydi. Yağan yağmurun arkasından ormanda ya da çayırda yürümenin nasıl bir şey olduğunu bilir misiniz? Taze ve temiz kokar, hayat dolu ve gelişim içinde, ve bugün sizin enerjiniz işte böyle kokuyor. 

Zorluklarla dolu çok, birçok yaşamdan geçtiniz. On yılda, ruhsal anlamda, ilkokul, lise ve üniversiteyi bitirdiniz, şimdiyse yüksek lisans (master) için hazırız. Yeni Enerji Gizem Okullarını yeniden başlatmaya hazırız. Gizem Okulları’na son verdiğimizden bu yana 300 yıldan fazla geçti. Bir ara vereceğimizi söylemiştik, çünkü o zamanlar fazlasıyla sosyal ve politik baskılar vardı. Ayrıca, bu Yeni Enerji unsurunun nihayet gelmesini beklediğimizi de biliyorduk, ve o gelene kadar yeniden başlayamazdık. Ve şimdi burada oturuyoruz.

Farklı bir biçimde geri gelmek ne büyük mutluluk; bu etkinlik zamanında buraya gelen Kırmızı Meclis üyeleri, bizim her bir üyemiz – gerçekten mezun olmuş, kendi hakkına sahip çıkan üstatlar olarak her biriniz – bugün bana eşlik ediyor ve biz bu inanılmaz yolculuğumuzun bir sonraki aşamasına geçmeye hazırlanıyoruz. Ve yolculuğun bu sonraki aşaması farklı olacak. Farklı olacak. Bir dakikaya kadar bundan söz edeceğim.

Tobias’a Teşekkür

Ama şu anda, Tobias, ya da Muir olarak bildiğiniz To Bi Wah enerjisine, on yıllık hizmeti için – ah, aslında on yıldan çok daha fazladır ama sizin bu yakınlarda farkında olduğunuz o on yıl için -, Dünya’ya geri gelmek için bu kadar uzun bir süre beklediği için; öbür taraftan size reberlik ettiği, size eşlik ettiği, bazı gözyaşlarını sildiği, öykülerinizi dinlediği, öykülerinizi dinlediği, ve yine öykülerinizi dinlediği için (kahkahalar) yürekten teşekkürlerimi sunmak ve onu onurlandırmak istiyorum. Ah, belki de Tobias benden biraz daha sabırlı. Ben (öykülerinizi) sadece bir kez dinleyeceğim. (yoğun kahkahalar)

Çünkü Tobias, sevdiklerinin güvende olduğundan, yaşamlarındaki olaylarla başa çıkabilecek kadar akışta olduklarından emin olan bir ana-baba gibi, geri dönüp de sizinle olabilmeyi çok uzun süre bekledi. Böylece, Tobias geri gelmek için bekledi de bekledi.

Ve sonra, çok da uzun olmayan bir süre önce, bırakıverdi. Dedi ki, “Bu Tobias enerjisini dağıtalım. Siz kendi parçanızı geri alın; ben de benimkini. Size katılmak üzere Dünya’ya geri geleceğim, ve günlerden bir gün gözünüzün içine bakıyor olabilirim.”

Böylece Tobias’a duyulan sevgi ve onur ve saygıdan, eşi benzeri görülmemiş bu olayda Kırmızı Meclis’ten herkes size, Dünya’daki Kırmızı Çemberi oluşturan ve bir sonraki adıma hazırlanan sizlere katılıyor.

Sonraki Adım

Geçmişte çoğunuzla – hepinizle değil ama çoğunuzla – Gizem Okulları’nda çalıştım. Yaşamınız sırasında, artık sadece insan olmak istemediğinizi bildiğiniz bir noktada geldiniz Gizem Okulları’na. Gerek insan, gerek spiritüel, ve olduğunuz herşeyi olmak zamanıydı. Birinin annesi olarak, bir duvarcı ustası olarak, atın arkasında bıraktıklarını… bir an için kibar olmaya çalışıyorum… temizleyen biri olarak bir yaşam daha geçirmeyeceğinizi biliyordunuz. Bir toprak sahibi ya da asilzade olarak bir yaşam daha geçirmeyecektiniz. Çok daha fazlasını istiyordunuz. O şekilde bir insan olarak – en azından insan kılığında gizlenmiş bir halde – çok, çok yaşamlardan geçmiştiniz, ve spiritüel bir varlık olarak açılmak ve yola koyulmak amacıyla, dünyanın çok, birçok yerinde düzenlenen Gizem Okulları’na geldiniz.

Yani benim enerjim size çok tanıdıktır. Evet, zaman zaman iş buyuran bir amir olabilirim. Zaman zaman harika bir dost olabilirim, ama anlayacağınız gibi, bir dost tam olarak gördüğünü söyler. Bir dost, kendinizi kandırdığınızı hissettiğinde, bunu söyler. Bir dost, duymak istediğinizi değil de, en iyisi olduğunu hissettiği şeyi söyler.

Böylece, sevgili Şambra, bir sonraki adıma hazırız. Ve ben daha en başından bana bir iyilik yapmanızı isteyeceğim: Benimle ilgili bildiğiniz herşeyi salıverin, çünkü ben, geçmişi sürdürmek üzere geri gelen geçmiş değilim. Benim enerjim şimdi Adamus’tur. Hakkımda duyduğunuz tüm söylentileri – hani sizin başlattığınız o söylentileri – salıverin. (kahkahalar)

Sevgili Şambra, ben… ben rol yapmayı severim, ve tek tek her birinizi yüreklendireceğim şeylerden biri de rol yapmaktır. Sizinle benim aramdaki fark – temel fark – budur. Ben rol yapabilirim, ve bundan hiç korkmam. Farklı kimlikler üstlenmekten hiç korkmam, çünkü bunların her birinin benim bir parçam olduğunu ve güvenli ve kolay bir biçimde bana geri döneceğini bilirim. Böylece, o anın, o deneyimin, o an olmakta olanın yararına kimliğimin bir ifadesini yaratmaktan korkmam.

Bazılarınız rol yapmaya olumsuz bir kelime olarak bakıyor ve şöyle diyor, “Eh, bu aslında ben değilim.” Oysa kesinlikle sizdir. Sizin bir ifadenizdir. Ve siz rol yapmaya, oynamaya, bundan keyif almaya başladığınızda, bunun kendinize verebileceğiniz en büyük armağanlardan biri olduğunu fark edeceksiniz.

Sizinle benim aramdaki fark, sizin tek bir gerçekliğe, sıkı sıkı oluşturulmuş, sıkıştırılmış ve kısıtlanmış bir gerçekliğinize tutunmanız, ve onu bırakmaktan korkmanızdır. Neden bırakmaktan korkuyorsunuz? Kendinizin bu diğer ifadelerinin idareyi ele alacağından mı korkuyorsunuz? Eh, belki de almalılar. Kontrolü kaybedeceğinizi hissediyorsunuz, ki kontrolü kesinlikle kaybetmelisiniz. Tüm o enerjilerden ve karanlıklardan ve diğer herşeyden bunalacağınızı mı hissediyorsunuz? Bu eski, eski bir inançtır. Sizi ele geçirecek bir karanlık yoktur, hiç yoktur, tabii siz karanlıkla oynamayı istemedikçe.

Böylece, yolumuzda ilerlerken sizi yapmanız konusunda yüreklendireceğim şeylerden biri, rol yapmaktır. Ve bu konuda utangaçlık hissetmeyin. Kendinizi geri tutmayın. Rol yapın. Birazcık çıldırın. Bu size iyi gelecektir. Enerjisel sınırlarınızı genişletecektir. Kendinizin farklı karakterleriyle oynayın. Hangisinden gerçekten hoşlandığınıza, gerçekten keyif aldığınıza bakın. Hangisinin pek de size oturmadığına bakın. Başkaları ne diyecek diye kaygılanmaktan vazgeçin. Aslında onlar o hep aynı, bazen sıkıcı ve bazen yorucu sizi görmek yerine, kendinizin bu farklı ifadelerini görünce çok eğleneceklerdir.

Ben iş buyuran amir rolünü oynamayı, ya da bazılarınızın son günlerde dediği gibi, kıçınıza tekme atmak üzere gelecek biri rolünü oynamaya bayılıyorum. Bu arada, kıçınıza tekmeyi benim atmam gerekmiyor; bunu kendiniz zaten yeterince yapıyorsunuz. Ama bazen tekme atarken doğru yeri bulmanıza yardım edeceğim (kahkahalar), çünkü pek de iyi yönlendirilmiyorsunuz. Ama, sevgili Şambra, ben size – bu Şambra grubuna – mor alev olarak, bir zamanlar bildiğiniz o üstat olarak da gelmiyorum. Ben Adamus’um. Saint Germain’den geliyorum, ama şimdi tek tek her biriniz için Adamus’um. Biz birlikte Yeni Enerjiyi araştıracağız.

Sibelin notu: Bu toplantıyı şimdi gördüm, yani gözlerimle gördüm fakat içeriğe bakılırsa zaten yapılmadan önce görmüşüm ya da duymuşum, roller, yüksek lisans ve yeni enerji tam olarak geçirdiğim ayın konusuydu 🙂 Tobias’la aramızda yüzdeyüz bir uyum vardı, demek ki o gitse bile hala şambra ile ilişkimiz (bilmediğim bi şekilde) devam ediyor. Bunu anlamak hoşuma gitti, yüzümde bir hoşnıtluk gülümsemesi ile kalakaldım.

To Be Us (Biz Olmak)

Ama size küçük bir ipucu vereyim. Bu, sandığınız şey değildir. Siz büyük, muazzam ışık patlamaları bekliyorsunuz. Süper-zekâlı olmayı bekliyorsunuz. Psişik yeteneklere sahip olmayı, büyücü olmayı bekliyorsunuz. Bunlar eski insan zırvalarıdır. Tanrısallığın anımsanması kesin yalınlıktır. Saflık. Onun bu insanca büyüklüğe gereksinimi yoktur. Dalaverelere gereksinimi yoktur. Başka insanları etkilemeyi gereksinmez. Ve daha da önemlisi, kendini etkileme gereksinimi içinde değildir. Herhangi bir şeyi düzeltmesi gerekmez. Hele hedeflere hiç ihtiyacı yoktur. Hedefler çok insancadır. O saftır ve yalın, sade, ve kendi içinde tamdır.

Böylece, ben bir yandan enerjimi Sam’e akıtıp bedenlenirken, biraz laflayalım. Ama sizi, bu geri dönüş, geri gelme, Sam ve benim bağlantımızı gerçekleştirme deneyimini hissetmeye davet ediyorum – çünkü siz de kendi bağlantınızı gerçekleştiriyorsunuz.

To Be Us (Biz Olmak)

Dün Kuthumi size bir tarih anlattı, benim geçmişimin birazını. Atlantis’teki zamanlardan ve Yeraltındaki zamanlardan söz etti. Ve Dünya’ya geri gelmekten ve Tobias’ın geçmişinden söz etti. Ama ben sizinle bugün biraz daha fazlasını paylaşacağım.

Ben, gerçekten de, Tobias’ım – en azından birkaç değerli dakika daha – ama Tobias kavramının tümü aslında hepimizdir. Hepimiz. 2500 yıl önce Tobias olan benim ruhsal varlığımdı, ama bu, hepimizin yaptığı bir anlaşmaydı; sevgimizi birleştirecektik, arzumuzu birleştirecektik, Tobias – To Be Us (Biz Olmak) – denen bu şeye kendimizi birleştirecektik. Zaten hep bizdik – siz ve ben, yanıbaşınızdaki kişi, İnternet üzerinden izleyenler – bu hep hepimizle ilgiliydi. To Be Us, Biz Olmak.

Daha geleneksel olan ve arketipsel enerji ya da kitle bilinci dediğiniz, ve örneklerini Yeshua’da ve bazı başka varlıklarda gördüğünüz enerji yerine, bu kez özümüzü benim ruhsal varlığımda birleştirecek ve Dünya üzerinde yeni bir zamanın müjdelenmesine yardımcı olacaktık. Bu, binlerce ve binlerce yıl önce başladı.

Siz, kendinizin bir bölümünü Tobias’a yerleştirdiniz. Hepimiz biraraya geldik, ve yaklaşık 2.000 yıl önce siz Dünya’yı Mesih bilinciyle tohumlamaya başladınız; bu tohumlar geçen binlerce yılda filizlendi, ve bugün insanlık için bu Yeni Enerji çağını belirliyor.

Siz taa o zamanlardan beri Tobias’ın çok içten bir parçasıydınız. Sizi bu çalışmaya bu çekti. Sizi başka Şambralara bu çekti. Hepimizin bu yolculuktan birlikte geçmesine, bedenlenilmiş bir enkarnasyondan geçmenin ne anlama geldiğini, tanrısallığı getirmenin ne anlama geldiğini, Eski Enerji insanının zorluklarıyla yüzleşmenin ne anlama geldiğini, sanki herşeyi kaybetmiş gibi, karanlığa gömülmüş gibi hissetmenin ne anlama geldiğini hissetmemize bu neden oldu. Siz, Tobias – To Be Us (Biz Olmak) – denen enerjinin bir parçasıydınız.

Böylece bugün ben Sam’de bedenlenirken, sizler de kendi geri dönüş işleminizden geçiyorsunuz, Tobias’ın bir parçası olan o yanınız, şu anda size geri dönüyor. Ben Sam’in bedeninde geri dönüşümü gerçekleştirirken, o parçanız da şu anda size geri dönüyor. Siz de şu anda bir yeniden-doğma işleminden geçiyorsunuz.

Birkaç dakikaya kadar Tobias’ın özü artık varolmayacak. Artık ona ihtiyaç yok. Siz kendi Tobias’ınız olacaksınız. Ben de kendi Tobias’ım olacağım. Linda da kendininkini. Tobias artık devam etmeyecek, çünkü hepimiz kendi Kutsal Benliğimize sahip çıkacağız.

Başka bir deyişle, sevgili Şambra, bu mezuniyettir. Biz vardık. Biz Tobias’ı dağıtıyor (lağvediyor), geldiği yuvaya geri getiriyoruz.

Derin bir nefes alın ve geri dönüşü hissedin. Bu yalnızca ben değilim; bu hepimiziz. Buna kadeh kaldıracağım.

Tobias bunu 19.08.2009 son celsede söylemiş, fakat bana çok eskiden söylenmiş gibi geldi; işte beni günlükten:

Tobias mı? To be us mı? [Bu yazıyı izle]

 

Şekercik Tobias’ı sevmeyen yok gibi geliyor bana. Zaten To be us gibi bakarsak isme bu “biz olmak” anlamına geliyor, konuyla ilgili arkadaşlar bilir, bu terim dördüncü boyut ve üstünde oluşan “bellek bileşimi” kavramını çağrıştırıyor, değil mi?

http://agnia.blogcu.com/tobias-mi-to-be-us-mi_17815191.html

Derin bir nefes alın

Derin bir nefes alın. Bu enerjinin, bu günün, yaşamın böyle kutlanmasının tadını çıkartın. Kryon’un özü hâlâ bizi kuşatıyor – onu burada, sahnede hissedebiliyorum. Kuan Yin’in özünü, Pleaidiaslıların özünü, White Eagle (Beyaz Kartal) ve Mark’ın, Şef Joseph’in özünü (önceden yapılan kanallıklara atıfta bulunur), ama en çok da tek tek her birinizin özünü. Yoğun. Burası çok yoğun. Biz konuşurken de genişliyor, ama siz bunu zaten biliyorsunuz. Hissedebiliyorsunuz.

Bir an için yeniden-dengelenelim

Ah, sevgili Şambra, ben sizi şimdi derin bir nefes almaya ve kalbinizi ve bedeninizi açmaya davet ediyorum. Konuya girmeden önce bir dakikanızı buna ayırın. Bedeninizin kendini şifalandırmasına izin verin. O, bu güvenli alanda bunun nasıl gerçekleştirileceğini bilir. Enerjileri nasıl dengeleyeceğini bilir. Kendini daha yüksek bir titreşime nasıl getireceğini bilir. Ha, bazen anlamadığınız şeyler yapar. Neden bir hazımsızlık ya da sırt sorunu yaşadığınızı anlamayabilirsiniz, ama bedeninize güvenin. O size karşı çalışmıyor. O sizdir. Nasıl dengeleyeceğini ve onaracağını ve şifalanacağını bilir.

Ona hemen şu anda bunu gerçekleştirmesi için izin verin ve bunu da üstünkörü yapmayın. Kafasını karıştırmayın. Onu zorlamayın. Ona aşırı ilaç vermeyin.

Derin bir nefes alın ve bu şahane alanda zihninizin kendini dengelemesine izin verin. Zihniniz, şimdiye kadar hiç yaşamadığı bir işlemden geçiyor. O hem sizi hem de kendini, aklınızı özgür bırakıyor. En sonunda ışığı gördü ve o ışık, tanrısal bilinçtir. Işık, insan aklının genişlemesine, kendi zindanından çıkmasına, şimdiye kadar ona yüklenmiş her türlü kısıtlamanın ötesine geçmesine izin verir.

Derin bir nefes alın, ve paylaştığımız bu tanrısal alanda ruhunuza kabul verin. Ben uzak kaldım, ama o benden de çok, uzak kalmıştı. Bu yaşam kutlamasında size katılmak istiyordu, ve şimdi bunu gerçekleştirebilir. Herhangi bir şeyi onarmanız gerekmiyor. Herhangi bir şeyi bırakmanız ya da kaybetmeniz ya da öğrenmeniz ya da olduğunuzdan farklı bir şey olmanız gerekmiyor. O sizi seviyor, çünkü o sizdir ve şu anda burada olmak istiyor.

Herhangi bir şeyi zorlamanız gerekmiyor. Bu yeni çağın nimeti ve güzelliği işte budur. Onun üzerinde çalışmanız gerekmiyor. Onu sadece seçmeniz ve sonra da o olmanız gerekiyor. Bu, doğal olarak meydana gelir.

Hadi bu varolma, farkındalık, Benlik ânında derin bir nefes alalım. İnanılmaz.

Tobias

http://kirmizicember.org/2009/08/19/yaz-ortasi-yeni-enerji-konferansi/