madde / ide / bilim / felsefe

gamaro kullanıcısının resmi

Aristotales ve Platon.. Eski Yunan'ın bu iki dehasını her zaman, her daim ve hemen herkesin övgü ve ilgisine mazhar kılan şey ne olmuştur derseniz eğer, o bu forum konusunu biraz aşar elbet.

Lakin gerçek biraz da böyledir.. Örneğin klisenin vazgeçilmezleri arasında bulunan Aristotales için Lenin de "materyalizmin kıyısına kadar gelmiştir" der. Ve Platon için bu kadar cömert olmasa bile, bütün felsefe tarihinin aslında o'nun yazdıkları üzerine tutulmuş notlardan ibaret olduğu benzeri bir komplimana yine de karşı çıkmazdı sanırım.

Aslında eski Yunan'ı anlamak biraz zordur..Çünkü birbiri ardına gelip geçmiş pek çok düşünür ve dahi, muhtemelen pek azımızın dikkatini çekmiş bulunan ve ilk bakışta çok da kolay farkedilmeyen bir bahçe içinde dolanırlar. Kısaca özetlemek gerekirse; tanrıların kabul edilip dinin reddedildiği bir bahçe diyelim.. Örneğin belki ilginç gelebilir ama, Hitler'in III. Reich'ı için düşlediği de buna benzer bişeydi aslında. Sadık SS'lerini mitolojik bazı kahramanlar eşliğinde resmettirdiği pek çok sanat eserinden tutun da, pagan görselliği ve bu görselliğin kendine özgü meydan okuyuşu ve estetiği ile şekillendirilmiş sayısız sivil/askeri tören ve şenlik, ve daha çok üst düzey nazilere ait farklı ve yine kendine özgü ilave ritüelleriyle faaliyet gösterecek olan özel kliselere kadar daha pek çok şey.. Ama şimdilik çok da ileri gitmeyelim.

Tekrar Aristotales ve Platon'a dönecek olursak, bu iki dehanın tarih boyunca ve nerdeyse kesintisiz bir şekilde devam eden yolculuklarını izlemek hemen her daim mümkün.. Örneğin İsa'nın ardından gelişip yayılmaya başlayan hristiyanlık, takip eden bir kaç yüzyıl içinde hem Aristotales'i hem de Platon'u çoktan hristiyanlaştırmıştı bile.. Ve Augutinus ile olgunlaşmaya başlayıp Aquina'lı Thomas'a kadar uzanan bu dönem öyle bir noktaya erişmişti ki, örneğin klise deyimiyle bir konu hakkında derin bir araştırma yapmak demek "Aristotales ve Platon o konuda ne demiş ona bakmak " demekti.. Daha derin bir araştırma ise bu ikisi hakkında yazılmış bir kitabı okumak (örn. Augustinus ve Aq. Thomas) olabilirdi ancak.. Bu iki filozofun etkisi o kadar büyüktü ki, nerdeyse bin yıldan fazla bir süre boyunca yerler ve gökler bile onların anlatılarıyla bilindi ve hiç şüphe edilmedi, dahası tüm bu anlatılar kutsal kitap tasvirleriyle özdeşleştirildi. Yani deyim yerindeyse, hazırı vardı herşeyin..Astronomi mi mesela, Platonun kusursuz küreleri ve o son kürenin üzerinde asılı duran yıldızlar yeterliydi..Zaten daha da ötesi yoktu ve orası evrenin son noktasıydı. Fizik derseniz, Aristotales'in söylemiyle yer cisimleri ölümlü ve kusurlu, gök cisimleri ise ölümsüz ve kusursuzdu. Keza mantık, ki çok uzunca bir dönem boyunca tanrının akıl yoluyla kavranabileceği ve inancın da akıl yardımıyla ispatlanabileceği savunuldu ve bunun matematik/mantık yolları zorlandı. (Tabi klise daha sonra bundan vazgeçti, daha doğrusu bu işin akılla olmayacağını kabul etti. Yanılmıyorsam 19. yüzyıl sonunda yürürlüğe giren klise kanunuyla Thomas Aquinus aziz ilan edildi ve onun fikirleri de katolik klisesinin resmi görüşü olarak kabul edildi.)

Öte yandan müslümanlar için de durum pek farklı değildi. Onlar da bu iki filozofla yakından ilgilendiler ve hatta hristiyanlara göre çok daha derinlemesine irdelediler, örneğin Aristotales'in sadece mantığı ile yetinmediler. Lakin okuduklarını da bir çırpıda ve nerdeyse bin yıllık bir suskunlukla unuttular. Yeni yetme bazı islami düşünürlerin vahy ile aklı uzlaştırma ve inancı akıl yoluyla ispatlama çabaları ise, tarih boyu hem matematik hem de mantık şablonları eşliğinde ve bütün ihtiyat birlikleri sevkedilerek verilmiş, ancak yine de kaybedilmiş bir büyük taktik/felsefi savaşın varlığından habersizce devam ediyor oluşu bakımından tuhaf ve trajikomik bir olgudur aslında. Yani işi felsefeye vurursak eğer, cami hala gerisindedir klisenin.

Bugün gelinen noktada Aristotales de Platon da hala yaşıyor. Kaderleri derseniz eğer, Aristotales'inki biraz da Kant'ınkine benzer. Çünkü bünyesinde hem materyalist hem de idealist ögeler barındırır, hatta biraz da kararsızdır, ve onun için; hani deyim yerindeyse isteyen istediğini seçip alır. Zaten sahip olduğu dualist ve karasız yapıdır ki, hem klise tarafından hristiyanlaştırılmasına, hem de Lenin'in iltifatıyla tanışmasına yol açmıştır.

Buna karşın Platon idealist felsefenin özünü teşkil etmesi bakımından hala saftır. O'nun varlığı açıklamak için kullandığı kavram "ide"dir ve bu ideler bildiğimiz nesnelerin maddi ve izafi olmayan asıl formları olarak, ebedi, göksel, ötesiz, doğumsuz, ölümsüz, zaman ve kayıt dışıdırlar. Zaten sahip olduğu teorinin asıl adı da; "nesnelerin maddi olmayan formlarının varlığı" teorisidir. Asıl ve mutlak varlığı bu şekilde "ide" ile özdeşleştiren Platon, ide'nin karşısına da "varlık-olmayan"ı koyar ki, bunu da madde ve mekan ile özdeşleştirir. Hissedilebilir dünyayı ide ile maddenin bir ara ürünü, daha doğrusu durumu olarak tanımlar. İdelerin aksine dünya objeleri sınırlı, izafi, zamana ve mekana bağımlıdır. Bilgi teorisi de buna uyum gösterir, örneğin Platon'a göre öğrenilen herşey aslında bir anımsayıştır. Ve böylece özünü idea'da, güvencesini ise sonsuzlukta bulur.

Belki daha sonra yine Platon üzerinden devam eder ve hiperküp ve boyutlar meselesini de aynı eksende irdeleyebiliriz.
Şimdilik herkese iyi geceler.

Senin oyun: None Ortalama: 4 (Toplam 4 oy)

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><blink>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen sonucu yazınız.
2 + 1 =
Matematik işleminin sonucunu yazmalısınız. Örneğin 1+3, için 4